3 Saatlik Hayatlar…

4175
hayat

Özgür Aksuna yazdı.

 

İş yaşamı, sabah ve akşam trafikte geçirilen zamanlar ve de uykuya ayrılan zamanı çıkardığınızda bi de bakıyosunuz ki yaşamak için “3 saat” süreniz kalmış. Özellikle mesai kavramı ile kamu ya da özel sektörde çalışan herkesin gerçekten en büyük sorunu.

Sorun kendinize; size ait hayat 3 saatten mi ibaret?

3 saati haketmek ve güven ve keyifle tadını çıkarmak için mi geldiniz dünyaya, yıllarca okudunuz uğraştınız didindiniz?

8 saatlik iş günü, 19. yüzyılda Sanayi Devrimi sırasında Britanya’da ortaya çıktı. Sebebi, günde 14-16 saat çalıştırılan işçilere rahat bir nefes aldırmaktı. Bunun daha kısa iş günlerine yol açtığını düşünebilirsiniz.

Mesai dediğiniz şey “8 Saat” Aslında sekiz saatin büyük şirketler için çok karlı olmasının sebebi sekiz saatte yapılan iş miktarı değil (ortalama bir ofis çalışanı üç saatten az bir zamanda yapabileceği işler için sekiz saat çalışıyor), satın almaktan mutluluk duyan kitleler yaratması. Boş zamanı kısa tutmak, insanların konfor, haz ve diğer rahatlamalar için daha fazla ödemesi demek. Bu insanların TV ve reklamlarını izlemeye devam etmelerini garanti ediyor. İş dışındaki azimlerini kaybetmelerini sağlıyor.mesai

Parkison Yasası der ki: “Bir işi halletmek için ne kadar zaman verilirse, o işi yapmak o kadar sürer”. Eğer sadece yirmi dakikanız varsa yirmi dakikada yapabildiklerinizi görmek inanılmazdır. Ama bütün akşamı harcayabiliyorsanız, bir akşamınıza mal olacaktır.

Bizleri yorgun, keyif almaya aç, konfor ve eğlence için para vermeye istekli ve en önemlisi sahip olmadığımız şeyleri istemeye devam edecek kadar hayatımızdan memnuniyetsiz kılan bir kültürün içine itiliyoruz. Bir sürü şey satın alıyoruz, çünkü daima bir şeyler eksik gibi geliyor.Neşelenmek için, kendimizi ödüllendirmek için, kutlamak için, sorunlarımızı çözmek için, konumumuzu yükseltmek için ve can sıkıntısından kurtulmak için harcama yapıyoruz.

50 yaşında bir insan görüşü, 40 yaşında bir insan deneyimi, 30 yaşında bir insan hırsı, 20 yaşında bir insan enerjisi isteyen bir patron ile görüşüp anlaştınız. Artık çok mutlusunuz. 6-8 saat uyku, 1-3 saat yol, 8-12 saat mesai ile artık siz sırtı yere gelmez bir insansınız. Ya da sistem size öyle olmanızı öğrettiği için çaresizliği öğreniyor ve yaşıyorsunuz.

8:00 – 17:00 çalışan biriyseniz (o da iyi haldeyken yoksa ölümüne mesai), günün en az 2-3 saati yolda geçiyor. Uykuda geçen ortalama 7 saati de düşünürsek (ne kadar deliksiz ve kaliteli uyuduğumuz da tartışılır elbette) etti mi sana 19 saat! Hadi duş almayı, diş fırçalamayı vesaire de ekleyip yuvarlayıp 20 diyelim, yine kaldı 4 saat! Ekstra ve mutlaka çıkan sizin dışınızdaki işler için harcanan 1 saat daha koyarsak rutine olur yine 3 saat…

İzin ve tatil günleri dışında daha uzun bir süre de bu şekilde gidecek.

Hani küçükken hep odanızda oynardınız ya saatlerce, babanız koltukta gazeteye ya da televizyona bakarken uyuklarken. Anneniz bazen bulaşık yıkarken ya da ütü yaparken meyve falan verirdi size. Hah işte şimdi siz geldiniz o role. Artık siz de günde 3 saat yaşayacak bu süre zarfında akşam yemeği yapacak, çocuğu uyutacak, alışveriş yapacak, duşa girecek, tırnak kesecek, traş olacak, kıyafet ayarlayacak, akraba ziyaretine gidecek, niye böyle olduğunu anlamak için düşünecek, sosyal medya arkadaşlarınızın sizin yapamadığınız şeyleri neden o ortamlarda keyiften ölerek anlattığını sorgulayacak, bunları yorumlarken yorulup uyayacaksınız.

70-90 yıl yaşadınız dolu dolu hayat sürdünüz. Günde 3 saat yaşadınız yılda 1095 saate karşılık gelir, o da eder yılda 45 gün, 50 yıl böyle sürse 6 yıl ancak yaşıyorsunuz demektir. Üzücü değil mi?

ömür

Hayat tecrübeler bütünü ve hepimiz bunu yaşıyoruz…

Bu döngüye girmemek adına yeni kuşak çoğu 30 yaş civarı insan evlilik fikrine sıcak bakmıyor. Sırf ileride kendimiz için harcayabileceğimiz üç beş kuruşumuz olsun diye evlenmiyor, ilkokuldan itibaren yılda 20.000 lira özel okula para vermemek için çocuk sahibi olmak istemiyor. Eğitim aldıkça, görgü ve kültür anlamında ilerledikçe kendi değerimizin farkına varıyor, anne-babamız gibi “çocuklarımız için yaşamak” fikrinden ölümüne korkar hale geliyor.

Yeni nesil erkekler de artık o ev geçindirme yükünü sırtlamak istemiyor. Koltuk takımı taksiti ödemek yerine Amerika’ya seyahate gitmeyi tercih ediyor.

Peki hayalim ne?

Bir hayaliniz varsa ve onun için 3 saatlik hayatlar yaşıyorsanız kabul edilebilir, ama sadece hayatı sürdürmek içinse bir şeyler, kendinize lütfen haksızlık etmeyin. Eğer bugün size bir teleskop verecek olsak, bununla geleceğinizi göreceksiniz dersek, ne görmek istersiniz? Sağlıklı olduğunuzu mu? Mutlu olduğunuzu mu? Yoksa zengin ve ünlü olduğunuzu mu? Yakın zaman önce yapılan bir araştırmada “Y” kuşağından genç yetişkinlere hayatta en önemli hedefleri sorulmuş. %80’i zengin, %50’si ünlü olmak istediklerini söylemiş.

Belki de çoğumuz farkında bile olmadan bu hedeflerle, sevmediğimiz işlerde gece yarılarına kadar çalışıp, hoşlanmadığımız insanlarla iyi geçinmek için kendimizden ödün veriyoruz.

Peki, zenginlik ve ün mutluluk getirir mi? İyi bir hayat yaşamak için vaktinizi ve enerjinizi gerçekten niye harcamalısınız?

Harvard üniversitesi, yetişkin gelişimine dair dünyanın en uzun ve kapsamlı araştırmasını yapmış. Araştırma 1938’de başlayıp, 75 yıl sürmüş. İki grubu incelemişler. Araştırmadan çıkan en can alıcı sonuç, sağlıklı ve mutlu bir hayat için belirleyici faktörün sağlıklı ilişkiler olduğu.

İyi bir hayat yaşamakla ilgili çıkan 3 ders :

Her iki grupta da eşleri, aileleri, arkadaşları ve içinde yaşadıkları cemiyet ile yakın ilişkiler ve güçlü bağlar kurabilenlerin daha mutlu oldukları ve daha uzun yaşadıkları tespit edildi.

Yalnızlığın ise tam tersine öldürdüğü fark edildi! İstemedikleri halde yalnız kalanların daha az mutlu oldukları, fiziksel ve ruhsal sağlıklarının daha kötü durumda olduğu görüldü. Yalnızlığın hastalık ve ölüm riskini arttırdığını gösteren daha pek çok araştırma mevcut.

aile

Araştırmacılar 50 yaşına gelenler arasında kimlerin en uzun yaşayacağını tahminlemek için yaptıkları çalışmada, yaşam süresini belirleyen en önemli faktörün kolesterol seviyeleri değil, ilişkilerinde ne kadar tatmin duydukları olduğunu tespit etmiş! 80 yaşında en sağlıklı kişilerin, 50 yaşında en tatminkar ilişkilere sahip olanlar olduğu görülmüş.

Sadece birileriyle ilişkide olmak veya kaç tane arkadaşınız olduğu, iyi bir hayat için yeterli değil. Daha önemlisi nasıl ilişkiler yaşadığınız. Araştırma, bekar kalanların, sürekli kavga eden evli çiftlere göre daha mutlu olduğunu tespit etmiş. Sıcak ve samimi bir sosyal ortam sağlığı korumak için çok önemli.

İlişkiler beyin sağlığınızı da etkiliyor. 50 yaşına kadar sağlam evlilikler veya uzun süreli beraberlikler yaşayanların hafızalarının yaşamayanlara göre daha iyi olduğu görülmüş.

Mark Twain’den çok güzel bir alıntı ile bitirmek istiyorum;

 

Zaman yok – Hayat çok kısa – kavgalar, kalp kırmalar, özürler, hesap sormalar. Sadece sevmek için zaman var – ve fakat, sadece kısa anlar.

Bazen ekonomik sıkıntılar, bazen başarı hırsı bazen başka sebeplerle yakınlarımızı önemsemediğimiz, kırdığımız, ilişkilerimize özenmediğimiz oluyor. Ama 75 yıllık bu çalışma da gösteriyor ki, ömrümüzün sonunda iyi bir hayat yaşadım mı diye geriye dönüp baktığımızda, her şeyden önemlisi karşılıklı sevgi üzerine kurulu ilişkiler olacak.

 

YORUMLAR