Hakan Günday – AZ

69

Hasan Telli yazdı…

 

Bir-az göz gezdirmek niyetiyle açıp kapatamadığım, gözlerimden aldığım bir uyuşturucu niteliği taşıyan şu kitap hakkında ne söylesem daima AZ kalacak. Ama ben yine de deniyorum işte…

İki karakterimiz var biri Derda(Kız), diğeri Derda(Oğlan).

Bu kitabı tek bir kitap olarak görmek bana göre çok yanlış bir görüş olur. Şimdi diyeceksiniz ki madem iki karakter var o halde iki kitap var içinde… Ama o da yanlış.

Samimiyetimle söylüyorum, Arka ve ön kapağın arasında kaç kitap olduğunu ben sayamadım. Birçok sayfasında dönüp tekrar okudum ve çokça düşündüm.

Önce Derda’nın hikayesi anlatılıyor. Tabi ki bir ölümle başlıyor her şey. Yazarımız sağ olsun, psikolojik anlamda ne yapması gerektiğini adı gibi biliyor. Hakan Günday, kitabın ilk dört sayfasında selam veriyor okuyucusuna, “Merak etme” diyor “sevgili okuyucu ben buradayım.”

Derda bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilerek toprağından uzaklaştırılıyor. On bir yaşında. Hem on hem bir. Anadolu’da çocuk yaşta evlendirilen bu kızın etrafında gelişen örgü ve yan karakterlerin çocuk yaşta evlenmeyi bir standartta oturtmuş olmaları, ciddi bir gerçekliği de göz önünde bulundurmamızı sağlıyor.

Tarikat meselelerine gelince, içeriği hiç bana göre değil. Ancak Günday bunu da başarıp, Derda’nın iç dünyasından baktırıyor her şeye. Karakterlerin iç dünyasını çok güzel işlediğini anlatmama gerek sanırım… Günday okuyucularının gülümsediğini görüyor gibiyim.

Konu bir ara sıkmaya başlıyor, zira tarikat meseleleri… Yüzüncü(tahminen) sayfalara doğru işler çığırından çıkıyor -ki bunun bilinçli bir eylem olduğu aşikar. Bizi o patlama noktasına can çekişerek getirmeyi hedefliyor ve Günday “Yeter ulan,” diyerek Derda’yı piçler kulübüne kaydediyor. Dazlak olarak.

İkinci Karakter olan Derda, bana göre ana karakter. Hikayeye her ne kadar ölen annesini keserek başlıyor olsa da, hayatının anlatılan her safhasında çok önemli alt metinler sunuluyor. Yani demek istediğim, bir çocuğun annesini kesmesine hak verebiliyorsunuz.(Bu bir hikaye!)

Mezarlıkta çalışıyor Derda. Parayla mezar yıkıyor. Ölümle para kazanan bir çocuğun büyüyünce nasıl bir insan olacağını varın siz düşünün. Derda’nın kırılma noktası, Oğuz Atayın mezarıyla tanışmasıyla başlıyor. Atay’ı o kadar çok seviyor ki, onu öldürenlerden intikam almak için yola çıkıyor. Yol nereye varır okuyup görmeniz gerek.

Birçok okuyucuyu sinir eden meselelerden de söz etmek istiyorum. Tesadüfler. Günday’ın okuduğum diğer kitaplarında da böyle “biraz zorlamış” dedirten tesadüflere rastlamak mümkün. Metin sizi öyle güzel havalandırıyor ki, tesadüflerin anlatılış biçimini umursuyor “biraz abartmış mı?” diyor ancak gözünüzü ayırıp aşağılara bakmak istemiyorsunuz.

Metinler arası geçişler vardı. Yüzeysel okuyan bir okuyucu bu geçişlerin, kitabı kalın bastırmak için seçilmiş bir yan yol olduğunu düşünebilir. Her zaman söylediğim gibi, Günday, alt metin yazma konusunda büyük bir dahi. Sadece gözlerinizin okuduğuyla yetinecekseniz uyarıyorum bu adamın kalemi size göre değil.

Benim için eşsiz bir eserdi. Özellikle Derda’nın kısmını daha sonra tekrar okuyacağım.

YORUMLAR