Şu Çılgın Gençler Ve ”Boerue” (Börü) Projesi

1010
börü

Sibel Kamer yazdı.

 

Merhaba Sevgili Raff Dergi ve onun sevgili okurları, bugün size çok farklı bir tarzda sesleneceğim. Biraz uzun olacak o yüzden büyük bir kupaya kahvenizi ya da çayınızı koyun ve kurulun en sevdiğiniz köşeye, tamam tamam çalışma masanız da olur. Çünkü bugün sizleri, çok özel insanların oluşturduğu bir projeyle ve o insanlarla tanıştıracağım.

Bu projeyi birkaç ay önce kızım gösterdi, bunun için açmış oldukları bir youtube kanalı var. İzlediğimden beri beni aldı bir heyecan! Herkeslere anlatıyorum, Raff Dergi’nin de bu konuda başının etini yemiş olmalıyım ki en sonunda koordinatörümüz “Madem çok beğendin git röportaj yap yahu” dedi. Aaaa iyi fikir dedim… Hem projeyi, hem de bunu ortaya çıkaran çılgın çocukları tanımış olurum. Röportaj teklifimi kabul ettiler, Bahçeşehir Üniversitesi’nin onlara destek olarak tahsis ettiği, çalışma ofislerine gittiğimde çılgın şeyler beklerken, son derece akıllı, ayakları yere basan, iyi dostlar buldum karşımda. Kickstarter’dan onları destekleyen insanların hediyelerini, tek tek hazırlamakla meşguldüler. Projeyi önce çeşitli kanallara götürmüşler, olmayınca Kickstarter’dan projelerini duyurup, insanların desteğini istemişler. Verdikleri sürenin dolmasına saatler kala amaçlanan meblağ olan 85 bin dolara ulaşabildiklerinde proje start alabilmiş.

börü

Tamam sizi daha fazla merakta bırakmayayım. Proje, “Boerue (Börü)” adında Türk-Moğol mitolojisine dayanan, fantastik bir Türk çizgi dizisi. Sanki uzun zamandan beri dostmuşuz gibi samimiyette geçti sohbetimiz. Haydi gelin, siz de katılın bu sohbete;

Siz kimsiniz kuzum? Anlatın bakalım amacınız ne? 

M. A: Ben Mercan Aytuna.  Ece Palaz ile Mimar Sinan Sinema TV’den sınıf arkadaşıyız. 11-12 yıldır hem dost hem iş arkadaşıyız.  Börü’ye de beraber başladık. Hikaye büyüdükçe, ekip de büyüdü. Önce sosyal medya yöneticimiz olarak Handan Aktan katıldı. Sonra, karakter tasarımları ve animatik için Studio Mouette’le çalışmaya başladık. Şimdi ise Studio Mouette süpervizör olarak projeye devam ediyor. Konseptimizi de Tamer Poyraz Demiralp devir aldı.
Herkesle iş bağından önce arkadaşlık, dostluk bağı kurduk. “Gelir misin, yardım eder misin?” dediğimizde herkes gönülden destekliyor. Bir tür imece usulû yani… Bundan sonrasında da, bu saflığı kaybetmeden ilerlemek istiyoruz.

börü

Peki bu fikrin ebeveyni kim, annesi ya da babası? 

M. A: Boerue’den bahsediyorsak ben fantastik edebiyat hayranıyım. Yazarım aynı zamanda da. Yaklaşık on, on iki yıldır Türk mitolojilerini araştırıyorum. Dolayısıyla birçok öykü birikti, Boerue de onlardan biri. Ama tabi ki dışarıdan da besleniyorum. Mesela Ece, amatör bir gökbilimci. Ben, amatör olarak kimyayla ilgileniyorum. Birbirimizin hobilerinden beslenerek, bu öyküyü kurduk. İlk çıkış noktası ben olsam da, beslendiğim kişiler dışardakiler.

Neden Moğol Türk mitolojisi? Neden şamanizm? 

M. A: Türkler ve Moğollar,  Prototürkler diyebileceğimiz ortak soya bağlılar. Uzun bir zaman aynı coğrafyada aynı kültürde yaşamışlar. Yani çok iç içe geçmiş milletler. İsimlerimiz, yemeklerimiz, destanlarımız ortak. Zaten özünde mitolojik öyküleri, tek bir ulusa mal etmek mümkün değil. Bu nedenle Türk-Moğol mitolojisi demenin, daha doğru olacağını düşündük. Şamanizme gelince, dünyanın her bölgesinde, her kıtada aslında şamanizm var.

E. P: Biz farklı bir hikaye sunmak istiyoruz. Şamanizm, bir hayatta kalma kılavuzu. Misal, şamanizm der ki; “ağacı kesme”, “kovandaki balın tamamını yeme, hayvana da bırak”, “evinin önüne su dökme, mikrop gelir”, “kırk günlük bebeği dışarı çıkarma, hastalanır”. Bunun gibi, günlük hayat öğütlerinden oluşur şamanizm. Aslında bizim hala geleneksel olarak yaptığımız bir çok ritüel, şamanizmden geliyor. Sadece bunların farkında değiliz. Tabi biraz doğayı da anlatmak istiyorduk.

Bu proje için ne zamandan beri çalışıyorsunuz? 

E. P: Bir buçuk yılı aştı . Hikayenin ortaya çıkışından itibaren çalışmaya başladık. Bir çizgi dizi serisi olarak planladık. Şu anda üç sezon görünüyor. İlk sezon, 10 bölüm olacak. İkinci ve üçüncü sezonlar da finans durumuna bağlı olarak, 20- 23 bölüm arasında planlandı. Onların da prototip senaryoları yazıldı.

M. A: Biz Kickstarter’da, üç bölüm için para topladık. Youtube’daki kanaldan herkesin erişebileceği şekilde yayınlayacağız. Türkçe ve İngilizce dublaj olacak.
Mümkün olduğunca çok dilde altyazı olacak.

E. P: 2017’de yayına girmesini istiyoruz. Şu anda kesin tarih belli değil. Göremediğimiz bazı sıkıntılar çıkabiliyor. Mesela PayPal Türkiye’nin kapanmasından dolayı Kickstarter’dan paramız bir buçuk ay geç geldi. Bunun gibi, ön görülemeyen aksilikler olabiliyor.

börü

Peki etkilendiğiniz ve esinlendiğiniz şeyler oluyor mu? Tepki videosunda sizi bir diziye benzetiyorlardı sanırım. 

E. P: Avatar’a mı? Bu çok doğal çünkü biz de Doğu Mitolojisini anlatıyoruz, onlar da Doğu Mitolojisini anlatıyor.

M. A: Avatar’ı da çok seviyoruz bu arada. Ancak hikaye oldukça farklı. Avatar element bükücü. Orada bahsedilen elementler ateş, su, hava ve toprak. Bizde ise kimya elementleri var. Kimya elementleri, çünkü baş karakterimiz bir kimyager. Bilim kurgu bir hikaye anlatıyoruz sonuçta.

E. P: Esinlendiğimiz şey evlerimizde duruyor. Annelerimizin bize anlattığı hikayelerden esinleniyoruz. Ayrıca bilimi de çok seviyoruz. Sadece fantastik edebiyatı değil, bilim kurgu edebiyatını da çok seviyoruz.

Çok uzun zaman alıyor çizgi sinemalar, diziler. Yetiştirebilecek misiniz 2017’ye? 

M. A: Proje çoktan belirli aşamaları geçti, ama ilk üç bölümle sonraki bölümler arasında ister istemez bir ara olacak.

E. P: Biz ara vermek istemiyoruz, fakat finansal olarak sıkıntılar oluyor. Bu yüzden olabildiğince hızlı çalışıyoruz.

börü

Şamanizm ve Türkleri biraz anlatsanız? 

M. A: Türkler kadına inanılmaz değer veriyor, ülkeyi kadınlar yönettiriyor. Aslında değer vermek de değil, zaten eşitler, düşünmüyorlar kadın ayrı tutulmalı diye. Böyle bir mevzuları bile yok. Halk yöneticilerine, çok saygı duyuyor ama en ufak bir yanlış olduğunu düşündüklerinde de asileşiyorlar.

E. P: Aralarında zenginlik olarak da çok fazla fark yok zaten. Zenginliklerini paylaştıkları bir dönem var. Talan günleri mesela. Eğer toplulukta ihtiyacı olan birileri varsa, gelsin ihtiyacı olanı alsın diye. Özellikle kışa girerken yapılıyor. Halkın koyunu, buğdayı eksiktir diye, yönetici kimse, tamamen çadırını terk edip onlara bırakıyor. Yöneticiler açgözlülük etmiyor.

M. A: Zaten, aç gözlülük etmesinin de bir esprisi yok. Daha lüks bir konutu olmuyor, o da onlarla beraber göç ediyor. Hayvanları var. O yüzden, toplum ve yönetici arasında çok güzel bir bağ var. Demokratik diyemeyiz, ama ne zaman sadık, ne zaman asi olacaklarını çok iyi dengeliyorlar. Zaten dengeleyemiyorlarsa, başka bir topluluk geliyor onları alıyor. Ya ülkeyi doğru düzgün yönetecek ya da başka bir devletin esiri olacak.

Üç sezon olarak planladınız, devamı gelir mi? 

M. A: Uzun metraj projemiz var. “Boerue” projesini üç sezonun haricinde devam ettirmeyi düşünmüyoruz. Öykü tamamlandıktan sonra devam eden işler, bizi genellikle üzüyor. Zaten başka projelerimiz de var.

Nedense Türk mitlerine ideolojik gözle bakılıyor. Boerue bu anlamda gerekli etkiyi gösterip kalıpları kırmayı becerebilecek mi? 

M. A: Kalıpları tek başına kıramaz . Yani biz tohumu ekeriz, ondan sonra iki üç tane daha proje yapılır, öyle öyle kalıplar kırılabilir.

E. P: “Boerue” tek bir kişinin bile kafasında, farklı bir şey olabiliri düşündürse, bence o bile başarı sayılır.

Boerue (Börü) kelimesinin anlamını bile araştırırken(bu arada kurt demekmiş), önümüze doğru düzgün bir kaynak çıkmıyor. Gelenekselliğiyle övünen, Türk toplumundaki bu eksikliği nasıl yorumlarsınız? 

E. P: Araştıran, bilgiyi muhafaza eden, merak eden bir toplum muyuz? Bunu biraz sorgulamak lazım. Araştıran kişilere de, zaten hiçbir şekilde fon ayrılmıyor. Hocaların çoğu bundan şikâyetçi. Şu an üniversitelerde, akademisyenler tezleri için daha fazla araştırma yapmak istiyorlar, ama hiçbir şekilde fon bulamıyorlar. Hal böyle olunca, nasıl gitsin Kazakistan’a aylarca kalıp araştırma yapsın? Dolayısıyla kaynak veren birileri de olmayınca. Türk tarihi araştırılamıyor bile.

M. A: Atatürk bir dönem, sadece Osmanlı değiliz diye bir süreç başlatıyor ve destanları derlettiriyor. Türk Tarih Kurumunu araştırılsın diyor ve bir kuşak oluşturuyor. O kuşağın yazdıkları var elimizde. Abdülkadir İnan, Bahaddin Ögel gibi ustaların yazdıkları var. Ama sonra kesiliyor. Şu anki hocaların bir kaçı, kendi bulduğu desteklerle veya kendi paralarıyla gidiyorlar. Genellikle az sayıdaki, Rus, Kazak, Fransız kaynaklarını derleyerek yazmak zorunda kalıyorlar. Sadece devlete de yıkmamak gerek bu sorunu. Özel kurumlar da bu tarz araştırmaları, arkasında ideolojiler barındığını düşündüklerinden desteklemiyor. Dolayısıyla dünyada hâlâ Türkler’le ilgili araştırmaları Ruslar, Çinliler ve Fransızlar yapıyor.

Peki o devletler bu araştırmaları yaparken hakkaniyetli olabiliyorlar mı? Yani objektif olabiliyorlar mı? 

M. A: Teoman Han’ın adının aslında Duman olduğu söyleniyor. Çin kaynaklarından, Fransızca’ya çevirirken kendi dillerinde yazıyorlar, Theuman diye yazıyorlar. Biz de onu Teoman olarak onlardan alıyoruz, aynı şekilde Mete Han’ın adının da Modun olduğu düşünülüyor, odun, orman demek. Yazamıyorlar Meotul oluyor, çünkü Çin kaynaklarından almışlar, onlardan tam çevirememişler. Bize geliyor Mete Han oluyor.

E. P: Şaman kelimesi de öyle, Chaman diye yazıyorlar Fransız’lar. Ch bir araya gelince Ş diye okunuyor ya, şaman oluyor. Aslında Türkler’de Kamdır, yani bizim şu anda bildiğimiz kelime bile aslında Fransız kaynağından geliyor.

O zaman Fransız’ları uyarmak gerek, madem biz o kaynaktan alıyoruz. Bari düzgün geçirsinler de biz de onlardan düzgün alalım.

E. P: Belki ileride, bir yirmi sene sonra, Börü Vakfı kurulur.

M. A: Ece’nin böyle belgesel projesi var. Dolayısıyla, oraya bir danışman eşliğinde de gitmeyi çok isteriz. Hem onların araştırmalarını finanse ederken, hem kendi projelerimizi çıkarmak ne kadar güzel olur. Neyse ki Kazaklar var, Özbekler var.  Kazaklar, arşiv, araştırma konusunda çok iyiler. Türkmenler, Türk atı (Akhalteke) geleneğini de devam ettiriyor mesela.

Yeni nesil Türk ve Orta Asya mitolojisine hakim değil. Boerue bu sorunu çözüp, yeni nesli Türk tarihi ve Türk mitolojileriyle tanıştıracak mı? 

E. P: Biz tarih anlatmayacağız. Biz daha çok kültürünü, yaşam biçimlerini göstereceğiz. Hikayemizin zaten kendine ait bir öyküsü ve tarih çizelgesi var. Ama o sırada köyden Cengiz Han geçiyorsa, şans.

M. A: Biz sadece, Türk mitolojisi temelli bir çizgi film yapacağız, bu kadar. Daha büyük bir misyonu yok. İsteyen bundan ilham alır, araştırır.

Mitolojik efsanelerimizdeki en ilgi çekici öğeler neler? 

E. P: Doğaya saygısının olması. Kendisini doğanın hükümdarı değil de, doğanın bir parçası olduğunu kabul etmesi.

M. A: Başka mitolojilerde eğlence tanrısı, şarap tanrısı varken, bizde aile tanrısı, lohusa tanrısı var. Dolayısıyla çok sık rastlayacağınız bir şey, kadına verilen sevgiyi, değeri görüyorsunuz. Aileye verilen değeri görüyorsunuz.  Çocuğa inanılmaz bir değer veriyorlar, çok fazla şey öğretiyorlar. Çünkü 15 yılda topluma faydası olan bir bireye dönüşüyor. Biz şu an 15 yaşındakilere “aman yola çıkma, dışarı çıkma” diyoruz.

E. P: Okuma yazma oranının da gerçekten çok gelişmiş olduğunu görüyoruz. Özellikle de halk arasında, birbirlerine çok fazla mani yazıp gönderiyorlar, şiirler, aşk mektupları.

M. A: Klasik sanatta, tanrılar tasvir edilir, yöneticiler tasvir edilir ya, biz de halk da tasvir ediliyor. Dolayısıyla halk da, kopuzlar, ozanlar da mitolojiye dahil. O yüzden keyifli bir mitoloji.

Kendi halkımıza ve dünyaya fantastik öğelerin, oldukça revaçta olduğu bir dönemde, özellikle Türk mit ve efsanelerini nasıl tanıtabiliriz? 

M. A: Öncelikle her zaman dediğim gibi, okumak gerek. Kaynak çok az ama var. Herkesin bu tarz projelere destek olması gerek. Eğer maddi olarak kimseye destek olamıyorsa, , çocuklarına Türk masalları okumaya başlasınlar. Bir de bizler masal da anlatmıyoruz artık. Önceden çok masalcı bir toplumduk, şu an sadece okuyoruz. O yüzden masal anlatmayı hayatına dahil etse, Türk fantastiği, Türk mitolojisi, Türk kültürü için çok büyük katkısı olur. Masal, Türkiye’yi kurtarabilir. Çocuklara masallar, empatiyi de öğretiyor. Böylelikle kendi kültürünü de anlatmış oluyorsun. Dolayısıyla eğer bir kurtuluş varsa, bu masallar ile olabilir.

E. P: Bizim masallarda, kurtulmak için prens beklemeye gerek yoktur. Prensi bekleyen kızlarla bir toplum inşa edildikçe, kadının kendine olan inancı ve gücü de azalıyor, bu sefer hiç bir şey yapmıyor, zengin koca bulurum diyor. Mitolojilerimizi anlatarak bunu değiştiriyor olsak, o bile yeter.

Şamanizm ve efsanelerimiz hakkında beslenebileceğimiz, sizin de beslendiğiniz doğru ve geniş kaynaklar var mı? 

M. A: Öncelikle Bahaddin Ögel, Abdülkadir İnan, tabii ki Dede Korkut Masalları ve Emel Esin var. Emel Esin’inkiler, daha çok yaradılış efsanesine dayalı. Yabancı kaynaklar da çok. Ama işin özü her zaman masala çıkıyor.

E. P: Judith Libermann’ın masal dinletisine gidebilirsiniz. Türkiye de yaşıyor, Türkçe masal anlatıyor ve dinletileri çok keyifli.

Cevaplarınız için çok teşekkür ederim. Yolunuz açık olsun.

M. A & E.P: Biz de size ve Raff Dergi’ye çok teşekkür ederiz.

Boerue Web Sitesi  –  Facebook  –  Instagram  –  Twitter  –  Youtube

 

YORUMLAR