Varım! Varsın! Varız!

172
var

Sibel Kamer yazdı.

 

Merhaba Sevgili Raffdergi ve bizim sevgili okurlarımız. 1980’lerde gözünü sevdiğimin TRT’sinde gecenin çok geç saatinde Edgar Allan Poe’nun hikayelerinden uyarlanan (korkudan daha çok) gerilim türünde diziler olurdu; “Alacakaranlık Kuşağı Hikayeleri”. Taaa o zamanlardan beri beni etkileyen bir bölüm seyretmiştim bir akşam. Olay o zamanlar için gelecekte geçiyordu (ki bence şimdi bahsedilen o geleceği yaşıyoruz!), bir bilim kurgu yani.

alaca karanlık

Gelecekteki dünyada iktidarın denetleme gücü artık uçan dronlara kalmıştır. Devlet insanları uçan dronlarla 24 saat gözlemekte ve sistemi sorgulayan uyumsuzları özenle ayıklamaktadır. Sistemi sorguladığı için suçlu bulunan insanların cezası ise iktidar tarafından toplumdan dışlanmaktır. Dışlanma ise; suçlunun yaşadığı çevrede yaşamasına izin verilmesine rağmen, diğer tüm insanların suçluyla iletişim kurmasının yasaklanmasıyla gerçekleşiyor. Aslında sadece suçlu değil, bir çeşit toplum da cezalandırılmış oluyor onunla iletişim kuramayarak. Suçlu kişi bir nevi görünmez oluyor yani toplum tarafından.

Biliyorsunuz insanın ihtiyaçlar listesi diye bir liste var psikoloji biliminde, Maslow’un ihtiyaçlar teorisi diye geçer.

1-Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)
2-Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)
3-Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)
4-Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
5-Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü)

İşte bu cezalandırma sisteminde bu ihtiyaçlar listesi baz alınmış ve kişinin en önemli ihtiyacı olan “var olma ihtiyacı” nı ortadan kaldırmaya yönelik bir ceza sistemi oluşturulmuştur. Cezalandırılan suçlularla tüm toplumun birbiriyle iletişimi yasaklanıp, bunu sağlama almak için de o kişinin üstünde dolaşan drone ile insanların ona karşı davranışı anında güvenlik birimlerine iletiliyor. Böylelikle insanlar da aynı cezayı almamak için suçluyla hiçbir iletişime geçemiyor. Var olma ihtiyacı sekteye uğrayan suçlu ise cezası da uzun ise delirip, intihar yolunu seçiyor.

İşte böyle cezalandırılan birisi artık delirmek üzereyken bir gün halktan biri yanına yaklaşır, elini koyar omzuna ve konuşmaya başlar onunla; “Sen varsın, yaşıyorsun! Merak etme ben seni görüyorum!” der. Onu diğer insanlar izler, hepsi gidip konuşmaya başlar cezalıyla.

Dronlar etraflarında dört dönüp onlara tehditler savurur. Suçluyla konuşan herkesin suç işlemiş sayılacağını duyurur ama artık insanlar o korku duvarını aşmıştır.

Ben şimdi bunu neden anlattım peki? Çünkü bir süredir pek çok parçaya bölünmüştük ya hani, birbirimizden çok uzaklaşmıştık ya? İşte bu son gelişmeler bizde o hiçbir şeyden korkmayan vatandaş etkisi gösterdi. Sanki bir el dokundu omzumuza ve dedi ki “Yalnız değiliz, yalnız değilsiniz biz varız!”. Yani aslında o kadar da uzaklaşmamışız birbirimizden. Ne kadar farklı görünürsek görünelim, ne kadar bizi birbirimizden ayırmaya çalışırlarsa çalışsınlar hepimizin isteği aynı, hepimizin özlemi aynı. Bunu hiçbir şey değiştiremeyecek, ne rüşvetler, ne şantajlar hatta ne de tehditler. Biz bu yaşadığımız topraklara sadece kütük olarak değil gönülden de bağlıyız, aşkla bağlıyız.

Diyeceğim o ki, sakın ola yapayalnız hissetme kendini! Öyle karalar bağlama, Sen varsın, biz varız, hem de o kadar kalabalığız ki. Şimdi tek yapmamız gereken ise öteki yarımıza kötücül etiketlerle yaftalamadan birbirimize elimizi uzatıp diyaloğa geçmemiz.

 

YORUMLAR